Azerbaycan’da bir düğüne katılmıştım. Türkiye’deki düğünlere kıyasla insanlar kat be kat daha fazla dans ediyorlar. Hatta öyle ki insanların dans etmemelerine pek de iyi bakılmazmış. Düğün salonunda en çok oynayan insanlar da evlenenlerin en yakını, en sevdikleri imiş. Adet böyle olunca sahneden dans edenler hiç eksilmiyor.
Kafkasya’nın şen ve şakrak müziklerine de dans eden insanlar kendilerini o sesin ritmine öyle kaptırmışlardı ki, bazıları kendinden geçmişlerdi desem abartmış olmam. Bir de orada erkeklerlerin oynama konusunda kadınlardan eksiği yok, çok profosyönellerdi, hayranlıkla Kafkas danslarını izledim.
Çevremde tüm bunlar cereyan ederken ben de biraz düşündüm; Allah insanlara neden ritme uyma, onunla aynı çizgide hareket etme dürtüsü ve hissi vermiştir?
Allah'ın, ilk insan Hz. Adem'i yarattığı zaman meleklere aynı anda secde edin emrinden tutun da Hz. İsrafil'in sura üfleyeceği o dehşetli günde insanların o muazzam ve korkunç sese ittiba edip kabirlerinden koşup gelmeleri aynı his ve duygunun tecessümüdür. Nasıl ilkokuldaki çocuklar yeminlerini ederken mayestroya uymaktan hoşlanır, horozlar şafaktan önce öterken bir-birini tanımadıkları halde seslerini bir ahenk üzere sürdürürler ve nasıl ki tekke ve zaviyedeki müritler, mürşitlerine uyup bir ileri bir geri harmoni içinde "Allah Hu" çekerler ve nasıl ki bütün bölgeye ilham olmuş Karadeniz halayı bir düzen içinde hem oynayanları ve izleyenleri büyüler, öyle de melekler sema-i alada saf saf Rabbine bir ahenk ve düzen içinde ibadet ederler. Düzeni Allah sevdiği gibi, kullarına da sevdirmiş, O'nu tanımanın ve kulluğun bel kemiği kılmış.
Şunu farkettim ki kainat zaten bir düzen, ahenk üzere kurulmuş değil mi? Allahın Vahid isminin bir tecellisi olarak başta insan olmak üzere her bir zerre de bu nizama tabi. Kuşların sürü halinde uçmasından, yunus balıklarının ritmik bir halde dalıp su yüzüne çıkmasına, kalbin atışına, ağaçların belli bir düzende çiçek açmasına, insanların imamın arkasında sıra halinde durmasına, bir kutlama sırasında bir musiki gibi yapılan havai fişek şöleninde aldığımız haz ve fıskiye ve kulelerdeki muhteşem ışıklandırmalara kadar herşey belli bir simmetri ve ahenk içinde olduğundan güzeldir. Bu liste çok daha uzatılabilir elbette. İçeri girdiğimiz an ev düzenliyse ancak rahatlayabilir insan yoksa dağınık bir evde huzur da kaçar. Demek ki Allah düzeni sevmiş ve sevdirmiş.
Allah insana ritme uymayı da sevdirmiştir, bu yüzdendir ki insanlar farkında bile olmadan çoğu zaman musikiye ayak uydururlar, ritm tutarlar. Tesbih çekilirken o zikir şimendiferine uymak, tekke ve zaviyelerde ezkarın aynı ritimde yapılarak zevk-i ruhani ile seyr-i süluk yapılması Rabbimizin bize verdiği o duygunun yerinde kullanılmasının bir göstergesi. En ala ritim de şüphesiz ki İlahi Beyan'da mahfuz.
Kainat ezelden ebede bu ahenke uyma dürtüsü ile tasarlandığından bu ancak İsrafil suruna üflediğinde son bulacaktır. Surun sesi öyle azim bir musikidir ki dağlar un ufak olup, denizler de kaynar buhar haline gelip kafirlerin başına kıyameti koparacaklar. İkinci bir üfleyiş öyle bir çağırışın tecellisi mahiyetinde olacaktır ki ölüler bile bu ritme uyup kabirlerinden çıkıp bir meydan-ı mahşerde akıbetlerini bekliyor olacaklardır.
Bütün kainat bu düzen çerçevesinde nakşedilmiştir.
