7 Nisan 2013 Pazar

Hasta Ziyareti


Eczahane-i Kübra olan bu kainatın en büyük hakikati ve belki de en büyük zevki ve istihsan ediciler için belki de en azim bir vesile-i hamd şifadır. Şafi-i Ekber olan Cenab-ı Hak kainatı her ne kadar mükemmel bir ahenk üzere halketmişse de, Samed sıfatının müktezası gereği bütün zihayat ve camid varlıkları kendine muhtaç yaratmıştır. Bahr-i azamda yüzen dev gibi balık ve memeliler ile ömr-ü hayatına yetecek olan dut yaprağını rızk bilerek beslenen ipek böceğine kadar bütün varlıklar ne kadar da korunmaları ve beslenmeleri için mükemmel bir surette yaratılsalar bile, Rabb-i Rahman onların varlığında bir noktayı eksik bırakmış ve kendine muhtaç etmiştir. 


Hiçbir şeyin başıboş olmadığı bu dünyada kat’i bir şekilde ispat edilmiştir ki bütün cansız ve canlı varlıkların yuları Allah’ın elindedir. Allah isterse o gediği tıkar, deliği kapatır, boşluğu onarır ve eksikleri tamamlar. En kudretli bir Tamirci olan Allah, aynı zamanda da en büyük Tabibtir, Hekimdir. Sadece vücudumuzun ahenginin bozularak hastalağımızın değil belki bütün kainattaki eksik ve hastalıkların Hekimidir, Şafiidir. Buna binaen her namaz tesbihatında, Efendimiz Aleyhissalatü Vessalama salat ü selam gönderirken bu kainattaki derd ve devalar adedince gönderiyoruz. Çünkü bundan daha büyük bir rakam göremiyoruz, bilmiyoruz.

Bir çiçek nefes alabilmek için Allah’tan güneş ister. Allah da her sabah o nazenin güneşe emrederek o gayet faydalı ziyasını o çiçeğe hizmetkar eder. Aynı şekilde de, yaşayabilmesi için güneşten korunmak isteyen mantarlar da Halık-ı Hafıza müracaat ederler. Allah da o gayet zarif ve zaif olan mantarlar için koskoca dağ ve kayaları ve ağacın gövdelerini güneşin ziyasının önünü kesmek için onlara hizmetkar kılar. Demek ki hak ve hakikat güçte değil, Allah’tan derman ve deva istemektedir. Allah’tan istedikden sonra, en azami cisimleri dahi kudretine hiç zor gelmeyecek bir surette senin en ince duygularına hizmetkar yapar ve Şafii sıfatının gereği olarak derman olarak gönderir. 

Madem kainattaki bütün varlıklar her an ve her saniye Allah’a “derman, derman” diye yalvarıyorlar ve madem bütün zişuur ve şuursuz varlıklar Cenab-ı Haktan tedavi istiyorlar, demek ki gayet açık bir şekilde anlaşılıyor ki bu kainatın hakikati, hastalık ve deva arasındaki o ince ubudiyet çizgisindedir. 

Maden bütün hastaların çağırmasalar bile inlemelerine koşan Cenab-ı Erhamürrahimin böyle bir sistem vazetmiş, bizim dahi bütün acz ve zaifliğimize rağmen, ahenge uymak için çağırmasalar bile bütün hastaların imdadına koşmamız icab eder. Şifa sadece Allah’ın dest-i kudretindedir ve hasta ziyareti yapan misafir o külli duaya sadece amin demektedir. Bu kainatı 'derman' diye inleyen varlıklarla donatan Şafii ve Samed, elbette o hastaların çaresizliğine bir çare ve dertlerine bir deva olacaktır. Derman dua için bir vesile ve hasta ziyaretine gelen misafirler de bu duaya amin demek için melekut halkası oluşturan zahidlerdir. Bu hakikate binaendir ki şeriat hasta ziyaretine önem vermiş ve azim sevaba medar kılmıştır. 

Bu açıdan hastaya yaptığımız küçük bir ziyaretin Allah nezdinde ne kadar makbul olduğu ve nasıl kainatın külli hakikatine uygun düştüğünü ve nasıl büyük bir hayra vesile olacağını anlamalıyız.