19 Temmuz 2013 Cuma

Orantısız küfür..

 
 
Adamın biri, Mevlânâ Celaleddîn Rûmî hazretlerine, “Hain, alçak.. sen Hristiyanlara bile el uzatıyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun. Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” diyerek bir düzine hakarette bulunur. Hazreti Mevlânâ mektubu okuduktan sonra birazcık gülümser ve kağıtın diğer tarafına şu ifadeyi yazar: “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” 

Bir çoğumuz biliyoruzdur bu hadiseyi.  Mevlâna'nın bu ve bunun gibi veciz ifadelerini bilir ve yeri geldiğinde "kapak olsun" diye söyleriz. Ama ne oluyorsa bazen unutuluyor bu gönül insanı olma çabaları.. O güzel yürekler kin ve nefret söylemlerine duruyorlar anlamsızca. Beddualar dökülüyor o misk kokan, oruçla mübarekleşen  ağızlardan..

İki gün önce olay olan o meşhur twitten bahsediyorum: “Hah iftarlari bitti galiba…Düşmeye başladılar Badem IQ lar…”

Bu cümleyi kendine hakaret olarak görenler olabilir, bu sebeple rahatsızlıklarını da dile getirebilirler pekala.  Sorun tam da burada başlıyor işte.  Hakaretten rahatsız gönüllerin cevabı misli ile hakaret ederek oluyor. Bırakın rahatsızlıklarını dile getirmeyi, hakaretler, küfürler havada uçuşuyor, durdurabilene aşkolsun.. Hatta şahsın eşiyle çekilmiş aile fotografını paylaşıp edepsizce söylemlerde bulunan dindarların varlığıydı en acıklısı. İslam ahlakını bilmeyenlerin, İslam'ı savunma çabası aşağıların aşağısına düşerek, bırakın tesir etmeyi, rahatsız ediyor her vicdan sahibini.

“Bir kötülük gördüğünüzde, onu elinizle düzeltin; eğer buna gücünüz yetmezse, dilinizle düzeltin; eğer buna da gücünüz yetmezse kalbinizden buğzedin; buğzetmek imanın en zayıf basamağıdır.”  hadis-i şerifini şiar edinmişlerse kendilerine; burada kastedilen el devletin elidir, dil alimlerin kelamıdır. Kalan zümre ise, yani bizler,  kalbimizle buğzederken, edep dairesinde rahatsızlığımızı dile getirebiliriz pek tabii…ama işte, illa edep, illa edep.

Müslümanlığı savunmak değil bunun ismi, karalamak hatta belki de... Müslüman kişi, Efendisi’nin (asv) ahlakıyla ahlaklanır.  O’nun (asv) nurlu ağızından da dökülmemiştir böyle kelam. O (sas) ki İslamı yaymakla vazifeli olduğu toplumda ne zülümler çekmiştir, ne hakaretlere maruz kalmıştır da kimseyi rencide etmemiştir, haşa dökülebilir mi öyle sözler o nur-u pak dillerden..

O akşam atılan o twit karalamaz İslam’ın izzetini, ancak dindar ağızlardan dökülen ölçüsüz cevaplar dokunur  İslam’ın  izzetine..

 ‘Dövene elsiz, sövene dilsiz..’ nidaları ile büyüyen nesil biz değil miyiz soruyorum?

18 Temmuz 2013 Perşembe

Var mısınız yarışa?





 Otopark, Cami ve Spor Sahaları Olan İlk Modern Külliyenin Temeli Atılıyor, Abdullah Yılmaz, Mehmet Görmez, İbrahim Akgün, Bülent Arınç, Can Yılmaz

Amerika’ya giderken duyduğum heyecanın kat be kat fazlasını henüz hiç gidemediğim can memleketim Erzurum’a inşallah bir gün gideceğim günü hayal ederken duyuyorum. Yolumuzu aydınlatan nice hocaların, alimlerin yetiştiği bu doğu vilayetinin ismi bile bana huzur veriyor.

Nice din önderlerinin yetiştiği memleketimin güzide adanmışlardan biri de merhum İspirli Şahin Yılmaz Hocaefendi -- Rabbim kabrini pak-u nur eylesin. Muazzam güzelliklerin yetiştiği, nur saçan bir vakfın kurucusu kendisi, Hilaliye Eğitim Vakfı. Manisa Akhisar’da, ruhumuza şifa olan, dinledikçe hiç bitmese dediğimiz o Davudi sesli hafızların yetiştirildiği bir vakıf burası; 50 yılda 3 bin hafız yetiştirildiği ve 10 binden fazla talebeye bir yıllık Kur’an eğitimi veren mübarek bir vakıf. Rabbim hocasından, görevli personelinden,  talebesine kadar hepsinden razı olsun.

 
Gelen yoğun taleplere cevap veremedikleri için bu yıl 250 öğrenciyi kaydedememişler. Kendilerini İslama hizmete adamış bu yüce ruhlar harika bir projeye imza atmak istiyorlar. Türkiye’de  bir ilk niteliğinde devasa bir külliye yapma niyetindeler inşallah. İstanbul-İzmir çevre yolu yakınlarında inşa edilecek ve toplam 32 bin metrekare kapalı alana sahip olacak bu külliyede  624'ü yatılı 856 öğrenci eğitim görecek. Ana hatlarıyla 2 bin 700 kişilik,  soysal aktiviteler de dahil her detayın düşünüldüğü harika bir proje. Yolumuz civarına düşerse gidip kalabileceğimiz 52 kişilik misafirhanesi bile düşünülmüş.  Ecdadımızın kitaplarda okuduğumuz külliyelerini siz de benim gibi kıskananlardansanız, eminim gidip görmek, misafir olmak isteyeceksiniz. Böyle kıymet biçilmez eğitim yuvalarını gezip görmenin ruha iyi geleceğini düşünenlerdenim.


Bir zamanlar Kur’an okumanın suç sayıldığı, Mukaddes kitabın ümmetten saklandığı, bu sebeple de Kur’an'la aramızı doğu ile batı gibi açmaya çalışıldığı dönemlerde ne kadar öfkelendik, karşı çıktıysak, işte o şiddetle de şimdi o zamanlar hayalini dahi edemeyeceğimiz bu güzellikleri hayata geçirmeye çalışan bu samimi insanların yanında durup elimizden gelen desteği yapmamız biz Müslümanların vazifesidir.


Çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar 15 yaşından küçük çocuklara Kur’an Kursu kapıları kapalı diye öfkeleniyorduk. Allah şimdi nimetlerini üzerimize yağdırıyorken, kıymeti bilinmeyen nimetin elden alınacağını hatırımıza getirip kıymetini bilelim, bildirelim.


Temeli geçen mayıs sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından atılan ve 30 milyon liralık bir proje olan külliye için cep telefonundan "bağış" yazıp 3395’e kısa mesajla 5 lira bağışlanabiliyor.

Zekat vermenin en makbul olduğu bu rahmet ayında sadece dünyasını değil ahiretini de düşündüğünüz sevdiklerinizi de bu gül kokulu külliyeden haberdar edelim. Hem “Hayra vesile olan onu yapan gibidir.” demiyor mu Efendimiz (asv).


Var mısınız hayırda yarışa?

Rabbim hayrınızı mübarek etsin.

Hayırlı Ramazanlar