2 Mayıs 2013 Perşembe

İslam düşmanları


İslam’a hakiki düşman olunmaz. Çünkü İslam’ın elmas değerinde sunduğu kaide ve tahditlere kimse hakiki anlamda muarız olamaz, düşman vaziyetini takınamaz. İslam o kadar mükemmel bir dindir ki onun karşısında bütün dünyadaki müşrik ve zındıkların alim ve havas kısmı toplansa yine münazara edemez, direklerini iskat bırakıp çökertemez. İslam’ın düşman olunamayacak eksik ve noksandan yoksun bir din olduğunu sunduğu hakikatleriyle ve muhatabını tam şekilde susturmasından anlıyoruz. Zaten akıl ve vicdan sahibi olanlar İslam’ın kemalatını kabul ediyorken, bu hasletlerden mahrum olanların ise söyleyecek kelamı kalmıyor. Neticede hakikati duyup, insaf sahibi kimselerin düşmanlığı yok oluyor.

Zındıkların asıl adaveti İslam’ın özünden ziyade Müslüman’ların noksanlarınadır. İslam muarızlarının asıl düşmanı Müslümanlardır. Çünkü düşmanlık Müslümanların eksik, noksan ve hatalı davranışlarından kaynaklanıyor. İnandıkları dini yaşamayan bir kısım Müslümana bakıp hüküm veriyorlar. Yaşanan zulüm karşısında rehberimiz, Efendimizi (asv) hatırlayıp, “O olsa ne yapardı?” diye düşünmek yerine cana ve mala kasteden bir Müslüman eksik yaşadığı dini ile kendi düşmanına yardım etmiş oluyor, onun düşmanlığını bilmeyerek besliyor, gelişmesine yardım ediyor. Halbuki Efendimiz’in (asv) “Müslüman elinden, dilinden başkasının zarar görmediği kimsedir” beyanı bize nasıl kamil bir Müslüman olmamız gerektiği ile hedef göstermektedir. 


İslam düşmanları aslında Müslümanların noksan davranışlarını İslam’ın özü zannederek saldırıyor. İslam düşmanları, şeytanın yardım ve vesvesesi ile, düşmanlık ettikleri dini öğrenmek yerine, Müslüman’lara bakıyorlar. Müslüman’ların hatalı davranışlarından doğan çirkinliklere İslam sıfatını yakıştırıyor, yapıştırıyor ve onu bütün cehaletiyle İslam’ın kendisi zannediyorlar. Müslümanların bu hücumlara karşı tepkisi ise hep aynı çizgide oluyor: “İslam güzeldir, noksan biziz.” Zaten onlar açıp Kur’an’ı okusalar, İslamı araştırsalar, İslam’ın rahmet dini olduğunu ve merhamet sahibi birinin kimseye zararı dokunamayacağını bilir. Sorun da zaten açıp okumamalarından, Kur’an’ı Müslümanlar üzerinden okumalarından kaynaklanıyor.

Madem durum böyledir ve İslam düşmanlarının gözü kör, kulağı sağır olduğundan, Müslüman’ların üzerine düşen vazife İslam’ı tam ve hakkıyla temsil etmeleridir. 

Yani günahkar olduğunu itiraf edip, parmağını Kur’an’a yöneltmek yerine kendisinin Kur’an’ı yaşaması gerekmektedir. Hem zaten “temsilin tebliğden daha etkin olduğu” bir çok İslam aliminin defaatle dile getirdiği bilinen bir gerçektir.

İslam düşmanlarının tavırları elbette cahilcedir. Ancak kızılması gereken İslam’ı hakkıyla yaşamayıp, düşmanların eline adavet için sebep veren Müslüman’lardır. Efendimiz’in (asv) çektiği sıkıntılara karşı gösterdiği sabrı ve hep müsbet harekette olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Rabbimiz “Allah sabredenlerledir” diyerek müjdelerin en büyüğünü bizlere veriyor. Allah’ın sevdiklerinden olma yolunda çaba gösterdikten sonra Allah Teâlâ’nın "Kulumu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum. Artık o benimle duyar, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür"  beyanı ile her zaman bizim yanımızda olup, yardım edeceğini açık bir surette bildiriyor.

2 yorum:

  1. Allah razı olsun.Çok güzel ifade etmişsiniz.

    YanıtlaSil
  2. allah razı olsun kardeşim değerli bir paylaşım

    YanıtlaSil