
Adamın
biri, Mevlânâ Celaleddîn Rûmî hazretlerine, “Hain, alçak.. sen
Hristiyanlara bile el uzatıyorsun; günah işleyenlere dahi “gel”
diyorsun. Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin
izzetine dokunuyorsun.” diyerek bir düzine hakarette bulunur. Hazreti
Mevlânâ mektubu okuduktan sonra birazcık gülümser ve kağıtın diğer
tarafına şu ifadeyi yazar: “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!”
Bir
çoğumuz biliyoruzdur bu hadiseyi. Mevlâna'nın bu ve bunun gibi veciz
ifadelerini bilir ve yeri geldiğinde "kapak olsun" diye söyleriz. Ama ne
oluyorsa bazen unutuluyor bu gönül insanı olma çabaları.. O güzel
yürekler kin ve nefret söylemlerine duruyorlar anlamsızca. Beddualar
dökülüyor o misk kokan, oruçla mübarekleşen ağızlardan..
İki gün önce olay olan o meşhur twitten bahsediyorum: “Hah iftarlari bitti galiba…Düşmeye başladılar Badem IQ lar…”
Bu
cümleyi kendine hakaret olarak görenler olabilir, bu sebeple
rahatsızlıklarını da dile getirebilirler pekala. Sorun tam da burada
başlıyor işte. Hakaretten rahatsız gönüllerin cevabı misli ile hakaret
ederek oluyor. Bırakın rahatsızlıklarını dile getirmeyi, hakaretler,
küfürler havada uçuşuyor, durdurabilene aşkolsun.. Hatta şahsın eşiyle
çekilmiş aile fotografını paylaşıp edepsizce söylemlerde bulunan
dindarların varlığıydı en acıklısı. İslam ahlakını bilmeyenlerin,
İslam'ı savunma çabası aşağıların aşağısına düşerek, bırakın tesir
etmeyi, rahatsız ediyor her vicdan sahibini.
“Bir
kötülük gördüğünüzde, onu elinizle düzeltin; eğer buna gücünüz
yetmezse, dilinizle düzeltin; eğer buna da gücünüz yetmezse kalbinizden
buğzedin; buğzetmek imanın en zayıf basamağıdır.” hadis-i şerifini şiar
edinmişlerse kendilerine; burada kastedilen el devletin elidir, dil
alimlerin kelamıdır. Kalan zümre ise, yani bizler, kalbimizle
buğzederken, edep dairesinde rahatsızlığımızı dile getirebiliriz pek
tabii…ama işte, illa edep, illa edep.
Müslümanlığı
savunmak değil bunun ismi, karalamak hatta belki de... Müslüman kişi,
Efendisi’nin (asv) ahlakıyla ahlaklanır. O’nun (asv) nurlu ağızından da
dökülmemiştir böyle kelam. O (sas) ki İslamı yaymakla vazifeli olduğu
toplumda ne zülümler çekmiştir, ne hakaretlere maruz kalmıştır da
kimseyi rencide etmemiştir, haşa dökülebilir mi öyle sözler o nur-u pak
dillerden..
O
akşam atılan o twit karalamaz İslam’ın izzetini, ancak dindar
ağızlardan dökülen ölçüsüz cevaplar dokunur İslam’ın izzetine..
‘Dövene elsiz, sövene dilsiz..’ nidaları ile büyüyen nesil biz değil miyiz soruyorum?
benim son bir kac gundur kendime sordugum soru su: mevlana ne olursan ol gel derken neyi kasdetti. ne olursan ol gel benim dinime gir, musluman olmu diyordu yoksa ne olursan ol gel seni oldugun gibi kabul edecegim senide benide en sonunda yargilayacak cenabi hakdirmi diyordu...selam
YanıtlaSil